RSS Feed

Kolon Kanseri

04 Ekim 2010 by immunat Yorum yapın »

kolonSindirim sisteminde ince bağırsaklardan sonra gelen yaklaşık 1,5 – 2 metre uzunluÄŸundaki kısım kolon yani kalın bağırsaktır; bunun son 15 cm.’lik bölümüne rektum adı verilir.

Kalın bağırsak kanseri veya kolorektal kanser kalın bağırsak, rektum ve apandiste görülen kanserli büyümeleri kapsar. Batı dünyasında en sık rastlanan üçüncü kanser tipi ve ölüme yol açan kanserler arasında ikinci sıradadır. Yaşam süresi boyunca toplumda her 50 kişiden birinde kolorektal kanser oluşmaktadır. Çoğunlukla kalın bağırsakta meydana gelen adenom poliplerden ortaya çıkar.
Bu kanserlerde tedavi edilebilme şansı diğer kanser türlerine nazaran daha yüksektir. Düzenli tarama (screening) testi yaptırılırsa daha hastalık belirtileri ortaya çıkmadan erken teşhis ve tedavisi mümkün olabilmektedir. Poliplerden oluştuğu için henüz kanser gelişmeden bu polipler tarama testleri neticesinde belirlenebilmekte ve kolonoskopi ile bağırsaktan temizlenerek daha sonra oluşacak olan bir kanserden bağırsak kurtarılmış olmaktadır.
Polipler ve erken gelişim sürecinde olan kanserler genellikle belirti vermezler ve bu kanser türleri genellikle 45-50 yaş üzerinde oluşmaya başlar. Bu yüzden kırk yaşından itibaren mutlaka, rektal muayene, sigmoidoskopi ve dışkıda gizli kan testi yapılmalıdır. Özelliklede ailede daha önce kolon kanseri vakası görülmüş ise, uterus, over veya meme kanseri olan kadınlar, ülseratif kolit veya crohn gibi hastalıkları olanlar daha dikkatli olmalıdır.
Erken dönemde tanı koyulan kanserlerde iyileşme oranı % 80-90 arasındadır. İyi huylu poliplerin, yani et parçalarının zamanla kanserleşmesiyle oluşan kalın bağırsak kanserinin önlenmesi için, poliplerin kanserleşmeden tanınması ve cerrahi yöntemlerle çıkarılması gerekmektedir.

 

KaraciÄŸer Kanseri

by immunat Yorum yapın »

karacigerKaraciğerin diğer organlardan farklı olarak kendisine özgü tümör grupları bir başka deyişle kanser çeşitleri vardır.
Ultrasonografi, CT ve MR gibi görüntüleme tekniklerinin sık kullanımıyla birlikte her türde olduğu gibi benign tümörlerde de görülme sıklığında belirgin bir artış olmuştur. Lezyonun malign (kötü huylu) mi, benign(iyi huylu) mi olduğunu anlamak için bu görüntülemelerin yanında biyopsi sonuçları da irdelenmektedir.
Karaciğer tümörleri primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır.
Karaciğerin en sık görülen tümörleri sekonder (metastatik) tümörleridir.
Karaciğerin büyüklüğü, histolojik yapısı ikili damar sistemi ile beslenmesine bağlı olarak metastazların büyük çoğunluğu bu organda olmaktadır.
Metastatik karaciğer tümörleri genellikle multiple odaklar halinde karaciğeri tutarlar.
Primer tümörler içinde en sık görüleni hepatosit hücrelerinden köken alan hepatosellüler kanserdir.
Ayrıca safra kanalları epitelinden köken alan kolanjiokarsinomlar da sık görülür.

1- Benign Tümörler
1.Hemangioma
2.Fokal nodüler hiperplazi
3.Adenoma
4.Hamartoma
5.Anjiomyolipoma
6.Hemanjioendotelioma
7.Teratoma
8.Lipoma
9.Leimyoma
10.Ekinokokus alveolaris

2- Malign Tümörler

Primer

a-Hepatosellüler karsinoma
b-Kolojiosellüler karsinoma
c-Hepatblastoma
d-Sarkomlar (anjiosarkom, leiomyosarkom)
Sekonder(metastatik)

 

Mesane Kanseri

by immunat Yorum yapın »

mesane Mesane iç yüzeyi özel bir hücre tabakasıyla çevrili olan, idrarın toplanması ve boşalmasını sağlayan, yaklaşık yarım litreye yakın idrar depolama kapasitesine sahip bir organımızdır. İç yüzeydeki hücre tabakası yaşam döngüleri boyunca çoğalarak yerlerine genç bir hücre tabakası bırakırlar, böylelikle mesane iç yüzeyini idrarın tahriş edici etkisinden korumuş olurlar.
Bu hücrelerin anormal boyutta kontrolsüz çoğalmasıyla kanserli hücreler oluşur. Tabi doku örneği alıp incelemeden kanserli olduğu teşhisini koymak yanlıştır. Mesane tümörlerinin en kötü durumda olanları bile teşhis edildiklerinde genellikle idrar kesesini aşmamış durumda bulunurlar. Burada karşımıza iki tip mesane kanseri çıkmaktadır.

•Eğer kanserleşen hücreler yalnızca mesanenin dış yüzeyinde çoğalmaktaysa bu yüzeysel mesane kanseri olarak adlandırılmaktadır.
•Eğer ki kanserleşen hücreler kas ve tabakasına ulaşacak kadar derinleşmişse bu da derin(invaziv) mesane kanseri olarak bilinmektedir.
•Kas tabakasına geçmiş mesane kanserinin kan yolu ile çevre dokulara yayılması, akciğer, karaciğer gibi diğer organlara metastaz yapması daha olasıdır.
Cerrahi müdahaleler ile kanserli bölge temizlense dahi metastaz riski yüksek olduğundan tümör gelişimi düzenli kontroller ile takip edilmelidir.

 

Lenf Kanseri

by immunat Yorum yapın »

lenfLenfatik sistem; genel olarak bağışıklık sistemi kökenli olarak çalışan, dolaşım sistemi gibi çalışan fakat içerisinde lenf sıvısı taşıyan bir sistemdir. İkinci dolaşım sistemi olarak tabir edilmektedir. Lenf dolaşımı; yağ asidi, gliseroller ve yağda eriyen vitaminleri bağırsaktan kalbe taşır. İçeriğindeki akyuvarların bir kısmı lenf düğümlerinde yapılır.
Lenf düğümlerinde ortaya çıkan ve lenfosidlerden oluşan bu urlara lenfoma denilmektedir. Lenfoma diğer kanser türlerine göre daha yüksek başarıların sağlanabildiği bir türdür. Sağ kalım süreleri daha uzun olabilmektedir. Lenfatik sistemde lenf bezeleri denilen boyun, koltuk altı, kasık bölgelerimizde normalde erişkinlerde genellikle ele gelmeyen küçük yapılar vardır. Ayrıca lenfatik sisteme dahil olan organlar vardır. Bunlar;

•Bademcikler,
•Dalak,
•Karaciğer,
•Kemik iliği ve
•Göğüs boşluğumuzda bulunan timusdur.
•Bunların dışında mide, ince barsak ve cildimiz katmanları arasında bu lenfatik yapılar yer almaktadır.
Bu yapılarda düzenli bir şekilde kontrollü olarak bölünen hücreler anormalleşerek kontrolsüz olarak çoğalmaya başlar. Böylece lenfatik yapılarda kanserli hücrelerin meydana gelmesi söz konusu olur. Bazı tip lenfomalar fazla belirti vermezken, Burkitt lenfoması tütü bazı lenfomalar çok hızlı ilerlemektedir. Bu tip kanserli hücreler dalağa, karaciğer ve kemik iliğine yayılma özelliği gösterebilmektedir. Bunun için hastalık iyi takip edilmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır.
Lenfoma ilk kez Thomas Hodgkin tarafından tanımlandığı için iki tip lenfoma önümüze çıkmaktadır. Hodgking lenfoması ve hodgkin dışı lenfomalar.
Dünya sağlık örgütü tarafından geliştirilen sınıflandırma şu şekildedir;
Lenfoma türleri
Yukarıda da açıklandığı gibi, lenfomalar:

•Hodgkin lenfoması,
•Hodgkin dışı lenfoma olarak ikiye ayrılırlar.
Hodgkin lenfoması
Bu lenfoma şu alt türlere ayrılmaktadır:

•Düğümsel skleroz (ing. nodular sclerosis),
•Karışık gözeli,
•Lenfositle dolu,
•Lenfositi bitmiş,
•Düğümde lenfosit baskınlığı olan.
Hodgkin dışı lenfoması
Olgun B gözeleri lenfomaları:

•Süreğen lenfositik lösemi/küçük lenfositik lenfoma,
•B gözesi prolenfositik lösemisi,
•Lenfoplazmasitik lenfoma (öbür adı Waldenström makroglobulinemidir),
•Dalak kenar bölgesi lenfoması,
•Düğümdışı kenar bölgesi B gözesi lenfoması.(ingilizce, Extranodal marginal zone B cell lymphoma, MALT kısaltmasıyla da anılır),
•Düğümsel kenar bölgesi B gözesi lenfoması,
•Foliküler lenfoma,
•Kabuk gözesi lenfoması,
•Yaygın büyük B gözesi lenfoması,
•Mediastinal büyük B gözesi lenfoması,
•Birincil sıvısızımı lenfoması,
•Burkitt lenfoması.
Olgun T gözeleri ve doğal öldürücü göze (NK) lenfomaları:

•T gözesi prolenfositik lösemi,
•T gözesi büyük tanecikli lenfositik lösemi,
•Saldırgan NK gözesi lösemisi,
•Yetişkin T gözesi lösemisi/lenfoması,
•Düğüm dışı NK/T gözesi lenfoması (burunda),
•Sindirim sisteminde T gözesi lenfoması,
•Karaciğer-Dalak T gözesi lenfoması,
•NK gözesi öncüsü (blast) lenfoması,
•Mikosis fungoides/Sezary sendromu,
Bağışıklık yetmezliğiyle ilgili lenfosit çoğalım düzensizlikleri:

•Birincil bağışıklık yetmezliğiyle ilgili lenfosit çoğalmaları,
•Edinilmiş bağışıklık yetmezliği belirgisiyle ilgili lenfomalar,
•Organ-nakli sonrası gelişen lenfomalar

 

Lösemi (Kan Kanseri)

by immunat Yorum yapın »

losemi Lösemi, vücuttaki kan yapım sistemini etkileyen kanserlerdir. Kan hücrelerinin özellikle de lökositlerin normalin üzerinde çoğalması ortaya çıkan kanser türüdür. Çok sayıda olgunlaşmamış ve malign hücrelerin normal kemik iliği hücrelerinin yerini alması ile kemik iliğinde hasar meydana gelir. Böylece kan pıhtılaşmasında rol oynayan trombositlerin ve savunmada rol oynayan lökositlerin sayısı azalır veya normal olur bazende sayı aşırı artar görevini yapamaz. Lösemi hastalarında hematom ve kanamalar yoğun görülür. Bu hastalar kolay iltihap kaparlar. Savunma mekanizması zayıflar. İleri aşamalarda alyuvarların eksikliği kansızlığa sebep olabilir. Bunun dışında ateş, halsizlik, kemik ve eklemlerde ağrılar, baş ağrıları, deride kızarıklıklar, sık, sık çürükler oluşmasına, kanamanın durmamasına, kilo kaybı, bazı nörolojik problemler, dişetlerinde şişkinlik ve kanamalar gibi belirtileri de vardır.
Lösemiler akut veya kronik olarak ve tümörün yayılım ve gelişim özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Akut lösemiler çocuklarda daha çok ortaya çıkarken, kronik lösemiler daha çok yetişkinlerde görülürler.

Genel olarak lösemiler tüm kanserlerin %2 sini oluştururlar. Erkeklerde lösemi daha sık gözlenmektedir. Ayrıca beyaz ırkta da daha sıktır. Yetişkinlerde lösemi tanısı konma sıklığı çocuklardan 10 kat daha fazladır ve risk yaşla birlikte artar. Çocuklar arasında ise 5 yaş altında daha sık gözlenir. En sık olarak 2-5 yaşlarında görülürler. Tüm çocukluk yaş grubu kanserlerinin % 25-30’unu oluştururlar.% 97’sini akut lösemiler oluşturur.

1.Akut lösemiler
1.Akut lenfoblastik lösemi (ALL)
2.Akut nonlenfoblastik (myeloblastik) lösemi (ANLL, AML)
2.Kronik lösemiler
1.Kronik myelositer lösemi (KML)
2.Kronik lenfositik lösemi (KLL)
1.Hairy (saçlı) hücreli lösemi (HCL)
2.Prolenfositik lösemi (PLL)

Lösemiler myeloid ve lenfoid kan yapımının özel evrede duraksaması ile gelişen anormal öncü hücrelerin sınırsız çoğalmaları sonucu ortaya çıkarlar.
Akut Lösemiler
Akut lösemide,sürekli kan hücresi artışı yaşanmaktadır, ve sonuçta normal kan hücrelerinden sayıca daha fazla hale gelmektedirler. Bu hücreler diğer organlara da yayılarak, organı fonksiyonlarını yapamaz hale getirebilirler. Akut lösemilerin sınıflandırılması temel olarak olgunlaşmayan hücrelerin tiplerine esas alınarak yapılır:
Akut Lenfoid Lösemi (ALL) : Lökositleri oluşturan hücrelerden lenfositler, kemik iliğinde bu serinin genç hücreleri olan lenfoblastlardan meydana gelirler. Akut lenfoblastik lösemi lenfoblastların anormal bir şekilde kontrolsüz ve aşırı çoğalmasından oluşur. Lenfoblastlar kemik iliğinde çoğalır ve buradan kana ve beyin-omurilik gibi diğer organlara geçerler. Lenfoblastların olgun hücreler (lenfosit) meydana getirememeleri nedeniyle bağışıklık sistemi bozulur. Biriken lenfoblastlar eritrosit, granülosit ve trombosit gibi diğer olgun hücrelerin yapılmasını da bozarlar. Bu nedenle kansızlık, lökopeni ve trombositopeni meydana gelir. ALL, en sık gözlenen çocukluk çağı kanseridir, ve 15 yaş altındaki çocuklarda gözlenen lösemilern %80 u ALL dir. Bazen yetişkinlerde de görülebilmekle birlikte,50 yaşın üzerinde ALL son derece nadirdir.
Akut Myeloid Lösemi (AML) : Lökositleri meydana getiren hücrelerden granülosit ve monositler kemik iliğindeki blast adı verilen genç hücrelerin aşama aşama olgunlaşması sonucu oluşurlar. Oluşan bu olgun hücreler blastların aksine fonksiyon gören hücreler olup bağışıklık sisteminde rol oynarlar.
Akut myeloid lösemide, normal olgunlaşma süreci bozulur, blast adı verilen genç hücreler olgunlaşamaz, kemik iliği ile kanda birikmeye başlarlar. Nötrofil, monosit gibi olgun hücreler meydana gelemediğinden mikroplara karşı vücut savunmasız kalır. Myeloblastların anormal çoğalması sonucu eritrosit ve trombositlerin kemik iliğinde yapımı bozulur. Buna bağlı olarak anemi ve trombosit sayısında azalma meydana gelir.. Ergenlik çağında ve 20 li yaşlarda saptanan lösemilerin %50 sini, yetişkinlerdeki lösemilerin de %20sini AML oluşturur.
Kronik Lösemiler
Kronik lösemi, görünüşte olgun ancak normal olgun kan hücrelerinin yaptıklarını yapamayan kan hücrelerinin aşırı üretimi ile karakterizedir. Kronik lösemi daha yavaş ilerler ve sonuçları daha az dramatiktir. Temel olarak iki alt grubu vardır:
Kronik Lenfoid Lösemi (KLL) : Lökositleri meydana getiren hücrelerden lenfositler bağışıklık sisteminde bulunan ve enfeksiyonlara karşı savaşan hücrelerdir. Kronik lenfositik lösemi lenfositlerin kan ve kemik iliği başta olmak üzere vücutta aşırı birikmesidir. Bunun sonucunda kemik iliği ve kanda lenfositlerin sayısı çok artar. Ancak lenfositlerin sayısı artmakla beraber bağışıklık sistemi zayıflar. . Bu anormal hücreler tam olarak olgunlaşmış normal lenfositler gibi görülürler.Ancak bu lenfositler normal değildirler ve mikroplarla savaşamazlar. Kemik iliğinde aşırı derecede lenfositlerin çoğalması sonucu eritrosit, trombosit gibi normal hücrelerin yapılması engellenir. Anormal lenfositler kemik iliği, lenf bezleri, karaciğer ve dalakta birikerek bu organların büyümesine neden olurlar. Kronik lenfositik lösemi akut lenfoblastik löseminin aksine yavaş ilerleyen bir hastalıkdırKLL tüm lösemilerin %30unu oluşturur. 30 yaşın altında nadiren görülürler, ancak görülme sıklığı yaşla birlikte artar ve en sık olarak 60-70 yaş arasında gözlenir. Saçlı (Hairy) hücreli lösemi; lenfosit kaynaklı bir kronik lösemidir ancak KLLden farklıdır. KLLden farklı olarak, saçlı hücreli lösemi ilaç tedavisi ile sıklıkla tedavi edilebilmektedir.
Kronik Myeloid Lösemi (KML) : Lökositler; nötrofil, lenfosit ve monositlerden oluşurlar. Kronik myeloid lösemi, myelositer serinin aşırı çoğalması ile karekterize hemopoetik bir kök hücre hastalığıdır. Myeloid serinin olgun hücreleri başta olmak üzere tüm gelişim basamaklarındaki hücrelerde aşırı çoğalma vardır. Bu aşırı üretim hiç normal hücre kalmayana kadar devam eder. KML hastası olanlarda sıklıkla Philadelphia kromozomu denilen kromozom anomalisi ortaya çıkar. Bu kromozom anomalisinde bu hastalığa neden olan bir enzimin üretilmesine neden olan bir genin olduğu düşünülmektedirNormalde lökositler 5-10 bin arasında iken bu hastalıkda sıklıkla 50 binden yüksektir. Akut myeloid lösemiden farkı akut lösemide granülositik serinin genç hücreleri (blast) ni çoğalırken, KML’de daha olgun hücreler (myelosit, band, nötrofil) çoğalır.
KML yetişkinlerde gözlenen lösemilern %20-30 unu meydana getirir ve 25-60 yaşları arasında gözlenir. Bazı hastalarda kemik iliği nakli ile bu hastalık tedavi edilebilir.
Hairy(Saçlı) hücreli Lösemiler ( HCL)

1.40-60 yaşları arasında sık görülür. Erkek kadın oranı 4:1’dir. Klinik bulgular pansitopeniye( Kemik iliğinin tam yetersizliği) bağlıdır.
2.Splenomegali vardır.
Periferik kan, kemik iliği ve dalakta B lenfosit kökenli, düzensiz. sitoplazmik çıkıntıları olan (hairy cell) monoklonal hücre çoğalması vardır.
Prolenfositik lösemi (PLL):

◦KLL nadiren prolenfositik lösemiye dönüşüm gösterir. PLL, özellikle yaşlılarda görülür. Periferik kandaki görülen hücrelerinn % 30’dan fazlası prolenfosittir. Prolenfositler KLL’de görülen lenfositlerden daha büyüktür.
◦Klinikte anemi, trombositopeni, lenfadenopati ve massif karacğer-dalak büyümesi görülebilir.

 

Prostat Kanseri

by immunat Yorum yapın »

prostat Prostat erkeklerde pelviste bulunan küçük bir bezdir. Üretrayı dıştan sarar, penis ve idrar kesesi arasında bulunur. Temel işlevi semen üretimine yardımcı olmaktır.

Prostat kanseri ise diğer kanser türlerinde de olduğu gibi kontrolsüz bölünme sonucu kanserli hücre sayısındaki artış ve kitle oluşumu şeklinde gelişir. Her kitlenin kötü huylu kanser hücresi olduğunu söylemek doğru değildir fakat bu kitleler zamanla idrar yapma güçlüğü yaratabilir. Bazen cerrahi yöntemlerle bu kitlelerden kurtulmak mümkün olabilmektedir.

Bazı tümörleşen hücreler köken aldıkları doku ile sınırlı kalırlar, komşu doku ve organlara yayılmazlar ki bunlara selim(iyi huylu denir), bazı tümörler ise kan ve lenfatik dolaşım yolları ile diğer doku ve organlara sıçrama potansiyeline sahiptir bunlara da malign(habis, kötü huylu) denir. Köken aldıkları organın dışında da büyümeye devam edebilirler bunlara da metastaz yapmış denir.
Prostat kanseri zencilerde ve 65 yaş üstü erkeklerde daha sıklıkla görülmektedir.

 

Pankreas Kanseri

by immunat Yorum yapın »

pankreasPankreas, ortalama 15-20 cm uzunluğunda, 50-70 kg ağırlığında çengele benzer şekle sahip olan bir tür bezdir. Yağ ve proteinlerin sindirilmesine yardımcı olan enzimlerin üretilmesini sağlar, asıl işlevi aralarında insülinin de bulunduğu hormonları salgılamaktır.
Pankreasın sağlıklı hücreleri kontrol dışı bölünerek çoğalmaları sonucunda kanserleşen hücreleri oluştururlar. Bunlar çoğaldıkça bir kitle meydana getirerek kist oluştururlar.
Pankreatik karsinomlar hızla pankreasın içine, daha sonra yakındaki organlara yayılabilir. Lenf yoluyla çevredeki lenf dü­ğümlerine ve karaciğerin lenf düğümle­rine sıçrayabilir.
Kan yoluyla yayılma da kısa süre içinde gerçekleşir. Tümör hücreleri kapı toplardamar sistemine girerek karaciğe­re ulaşabilir. Karaciğerdeki metastaz odak­lar organ dokusunun içinde ve yüzeyin­de beyaz-gri yumrular biçiminde yayılabilir.
Sinsi bir hastalık olarak bilinir. Semptomları hemen ortaya çıkmayabilir. Erken teşhisi zor olan bir türdür.

EKSOKRİN : (Duktal veya asiner hücrelerden kaynaklanır)
a) BENİĞN : Kist Adenomalar
b) MALİĞN : Adenokarsinoma
Kist Adenokarsinoma
Müsinöz Karsinoma
Sarkoma
Lenfoma
ENDOKRİN : (Langerhans adacık hücrelerinden kaynaklanır)
a) BENİĞN
b) MALİĞN
Pankreas kanserleri genellikle adenokarsinom dur.

 

AkciÄŸer Kanseri

by immunat Yorum yapın »

akciger Akciğer kanserinin gelişimi birçok kanser türünde olduğu gibi; yapısal olarak akciğer dokusundan olan hücrelerin ihtiyaç ve kontrol dışı çoğalarak akciğer içinde bir kitle (tümör) oluşturmasıdır. Burada oluşan kitle öncelikle bulunduğu ortamda büyür, daha ileriki aşamalarda ise çevre dokulara veya dolaşım yoluyla uzak organlara yayılarak (karaciğer, kemik, beyin, vb.) hasarlara yol açarlar yani metastaz yaparlar. Akciğer kanserinin iki ayrı tipine rastlamak mümkündür:

1. Küçük hücreli (yulaf hücreli) akciğer kanseri; oldukça hızlı seyreden bir türdür, tespit edildiğinde büyük olasılıkla metastaz yapmış olarak karşımıza çıkmaktadır.

2. Küçük hücreli-dışı akciğer kanseri; akciğer kanserlerinin yaklaşık %75 ini oluşturur.

Hastalığın bazı dikkat çekici belirtileri olduğu gibi, hiç belirtisi olmadan da ortaya çıkabilmektedir. Hiç belirtinin olmaması hastalığın erken teşhis edilememesine yol açtığı için tehlikeli bir durumdur. Bunun dışında; eğer sigara kullanıyor ve buna bağlı kronik bronşitiniz varsa, mevsimsel öksürük ve balgam şikayetleriniz hız kazanıyorsa, balgamda kan gözeniyor ve artan nefes darlığı şikayetleriniz varsa, özellikle de sırtta kürek kemiklerinin arasına veya omuzlara yayılan batıcı nitelikte göğüs ağrısı şüphelenilmesi gereken durumlardır.

Akciğer kanserini tetikleyen durumların başında ise tabi ki de sigara, puro gibi tütün içeren maddeler gelmektedir. Kanıtlanmış en büyük risk faktörüdür. Sosyoekonomik düzeyi yüksek ülkeler bunun önüne geçerek akciğer kanseri oranını oldukça azaltmışlardır. Bunun yanında sadece sigara içenler değil çevrelerinde bulunanlarda aynı riski taşımaktadırlar. Kendimizi ve çevremizi korumak için en iyi yol sigaraya hiç başlamamaktır veya çok geç kalmadan bırakmaktır.

Diğer risk taşıyan faktörleri ise asbest ve radon (solunum yollarında tahrişe neden olduğu için), verem hastalığı veya daha önceden de akciğer kanseri geçirmiş olmak şeklinde sıralamak mümkündür.

Tedavi yöntemleri hastalığın evresine göre farklılık göstermektedir. Erken evrelerde (1.-2. bazı 3. evrelerde) ameliyatla tümörlü doku ve etrafındaki bir miktar sağlam dokuyla birlikte temizlenerek alınır, bu bazen akciğerin tam bir lobunu da kapsayabilir. Ameliyat sonrasında düzenli kontrollerle birlikte ışın tedavisi gibi uygulamalarda da bulunulabilir.
3. Evre ameliyatla çıkarılması mümkün olmayan durumlarda ise radyoterapi ve kemoterapi uygulamalarıyla tedavi sağlanmaktadır. Evre 4 te ise tedavi almak yaşam kalitesini bozacaksa ve metastaz yoksa hiçbir tedavi uygulanmayabilir veya yaşam süresini uzatma amaçlı kemoterapi veya ışın tedavisi uygulanabilir.

Fakat bunların yanı sıra birçok gelişmiş ülkede uygulanan alternatif tedavi methodları da son zamanlarda dikkat çekmektedir. Gerek yaşam kalitesinin yükseltilmesi gerekse tedavilerin başarısının daha üst düzeye çıkartılması için bu gibi uygulamalar göze çarpmaktadır. Hatta uygulamalar ve klinik deneyler neticesinde sonuçları kanıtlanmış çok mükemmel tedavi seçenekleri de mevcuttur ve tedavi sürecinde daha iyiyi yakalayabilmek için değerlendirilmelidir.

 

Mide Kanseri Tedavisi Mümkün Mü?

by immunat Yorum yapın »

mideHücreler, vücutta normal bir düzende yenilenmeye devam etmektedirler. Bazı durumlarda bu yenilenme anormal boyutlara ulaşarak çok hızlı bir büyüme ve çoğalma göstermektedirler. Çoğalarak kitle haline gelen bu hücreler mide mukoza zarında tümörleşmeye başlamaktadırlar. Eğer belli bir süreden sonra tümör büyümesi durursa bunlar iyi huylu tümörler olarak adlandırılırlar. Ancak kontrolsüzce çoğalmaya devam ederlerse kötü huylu bir tümör kitlesi yani kanser olarak bilinmektedirler.

Mide kanseri veya gastrik kanser olarak bilinen bu kanser türleri, sindirim sistemi bileşeni olan midenin herhangi bir parçasından gelişebildiği gibi bu sistem elemanları olan yemek borusu, ince bağırsak başta olmak üzere diğer organlara da metastaz yapabilmektedirler. Mide kanseri, kanser hastalığı sebebiyetiyle oluşan ölümlerde erkeklerde akciğer kanserinden sonra 2.sırada, kadınlarda meme ve akciğer kanserinden sonra 3. Sırada yer almaktadır.
Her yıl giderek büyüyen kanser potansiyeli ülkemizi hatta Dünyayı çok büyük tehdit altında bırakmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünce açıklanan, Dünya kanser kongresinde belirlenen verilerine göre;
• Her yıl 11 milyon insan kansere yakalanıyor,
• Her yıl 1.4 milyon kişi akciğer kanseri, 866 bin kişi mide, 653 bin kişi karaciğer, 677 bin kişi kolon, 548 bin kişi göğüs kanseri nedeniyle ölüyor.
• Kanserden ölümlerin yüzde 80’i gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelerde meydana geliyor.
• 2030 yılında 12 milyon insanın kanserden öleceği öngörülüyor.

 

Beyin Tümörü

01 Ekim 2010 by immunat Yorum yapın »

beyin tümörü

Beyin Tümörü

Beyin tümörleri beyinde başlayan ve vucudun diğer yerinde başlayıp beyine sıçrayan tümörler olarak ikiye ayırılırlar.

Cerrahlara cerrahi sınır tanımayan beyin tümörleri, sıfır noktasından itibaren dahi çıkartılamamaktadır. Ancak bedene bası uygulayan ve fiziki sorunlar yaratan tarafları ortadan kaldırabilecek kadar alınabilirler. Kanserli tümörler tamamen yok edilemediği için de bir müddet sonra yeniden ve daha fazla nüksederler. Beyin tümörleri iyi huylu ve kötü huylu tümörler olarak değerlendirilir.

1- İyi huylu tümörler: Beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilir ve tamamına yakını çıkartılabilir. Bu nedenle operasyon sonrası sonuçları iyidir. Ancak tümör her ne kadar iyi huylu olsa da beyinde bulunduğu bölge hayati önem taşıyan bir bölge ise ameliyat sonrası sonuçlar maalesef yüz güldürücü olmayabilir. Yavaş üreme hızına sahip olsalar dahi vücutta kalıcı tahribata ve işlev bozukluklarına sebep olabilirler.

2- Kötü huylu tümörler: Çok hızlı üreyen, çamur kıvamında ve ameliyatla alınması oldukça zor olan tümörlerdir. Ameliyat edilseler dahi belli bir süreçten sonra tekrar nüksederek beyne baskı yapmaya devam ederler.